BAŞKALARINI ANLAYABİLMEK
İnsanlar kendilerini niyetlerine göre başkalarını ise davranışlarına göre değerlendirirmiş. Bu söz, insanın bazen ne kadar bencil olabildiğini anlatmaya yetiyor sanırım.
Evet bencil davranmaya yatkın olan insan gün içerisindeki duygu, düşünce ve tavırlarına da yansıtmaktadır bencilliğini. Durum böyle olunca sadece kendi duygularını önemser hale gelir. Bu tip kişiler dünyayı kendi etraflarında dönüyor sanırlar; Oysa bizler başkalarıyla varız ve başkalarıyla birlikte yaşamak durumundayız. Öyleyse kendi duygu ve düşüncelerimize verdiğimiz anlayış ve değeri, başkalarının taşıdığı duygu ve düşüncelerine de vermek zorundayız. Birlikte aynı ortamı paylaştığımız insanların duygularına ulaşmanın ve anlayabilmenin gerek-şartı budur. Anlayabilmek ise yönetebilmenin şartıdır.
Günümüzde yukarıda sözünü ettiğim, çevremizdeki kimselerin duygularını anlamak için çaba göstermeye “empati” diyorlar. Empatisi gelişmiş olan insanlar yöneticilik kariyerlerinde daha başarılı oluyorlar; Empati yapamayan yöneticiler ise 19.yy yöneticilik kalıplarının içinde sıkışıp kalıyorlar.
Öyle bir diyalog ortamı düşünün ki taraflardan birisi “ben ben” demekten karşısındakinin ne düşündüğünü neler hissettiğini anlamaya vakit bulamıyor, diyalog ortamını egosunu tatmin adına kullanıyor; Diğerinin duyguları nedir, onu nasıl anlayabilirim, anlayarak onunla nasıl ortak çözüm üretebilirim gibi düşüncelerden çok uzak. Böyle bir yönetici, bulunduğu organizasyona cilalı sözlerden başka ne katabilir ki?
Empati kurmak, kendimizi başkasının yerine koymak değildir kesinlikle. Zaten hiç kimse bir başkasının yerine koyamaz kendisini, ne şartlar ne de insan biyolojisi buna imkan verir. Empati, illaki kendi dışındakileri seveceksin anlamına da gelmiyor. Hiç kimse hiç kimseyi sevmek zorunda değil. Ancak şu bir gerçek ki aynı gemide yol alan insanlar birbirlerini anlamaya çalışmak zorundadır. Birbirlerini anlamaya çalışacaklar ki bu geminin yüzmesi için gerekli olanlar ne ise bulunup kullanılabilsin.
Şunu unutmamak gerekir ki bir organizasyonda hiç kimse sahip olduğu görev ya da imkanlardan dolayı bir başkasına hakimiyet kurma gayretine girmemeli. -Ben böyle düşünüyorum başkası ne düşünürse düşünsün- denmemeli. Bu durum, sinerjiyi öldüren, ekip olma ruhunu yok eden bir hastalıktır. Bu hastalığın ilacı ise empati yani başkalarını anlamaya çalışmaktır.
İster bir şirket organizasyonu olsun isterse sosyal hayatımız olsun; Eğer başarılı olmak ve “birlikte” hareket etmek istiyorsak aynı ortamda bulunduğumuz insanların duygularını anlamaya çalışarak hareket etmek zorundayız. Çünkü insanlar arasındaki görev bölümü herkesin herkese ihtiyaç duyduğunu gösterir.
Birlikte hareket ettiğimiz insanları anlayabilme adına şu cümle çok şeyi anlatıyor sanırım: Ben iyiyim diyebiliriz fakat sadece ben iyiyim demeye hakkımız yok.
Empatili düşünceler dileklerimle…
Hamza BAYINDIR