4/2/2007
ORTAÇAĞ GÖRÜNÜMLÜ YENİ ÇAĞA KAÇISIN SERÜVENİ
Tohumun toprağa düşüp yeşerdiği bir ağaç dalında başlar hayatları. Masum ve içtendirler. Alabildiğine uzanmak isterler göğe doğru. Uzanıvermek gökyüzüne ve dalabilmek mavi umutların içine. Tatlı bir sarhoşluğun içinde kalabilmek bir ömür boyu. Kimi zaman tutkuları olur ve peşinden giderler bu düşüncelerinin. Boy veren dallar ve açan küçük yapraklar umutları olur. Renkleri yol olur onlara. Engin denizlerde dalgalarla boğuşurlar bir o yana bir bu yana. Hoş bir serinlik yayarlar etrafa. Gün gelir hayalleri yasaklanır ve umutları sararan bir yaprağa ve kırılan, koparılan bir dala dönüşür. Sürüklenirler estirilen rüzgârın etkisiyle. Sonra birden bire kendilerini tanımadıkları bir coğrafyada buluverirler. O zaman düşünceye şu söz takılır: “Bir kimse doğduğu yerden uzaklaşırsa tanrısından da uzaklaşır”. Bu durumda kendi yaratıları çok geride kalmıştır. Kendi dışında kendilerine sunulan Ortaçağ kokan Yeni Çağ düzenine uymaları istenir. Bu düzenin de bir yaratısı vardır ama bu topraklarıyla bağları kopartılmış insanların tanrısı değildir. Bu düzen yüce katın kiracısınındır. Bu düzenin de ahlaksız içgüdüleri vardır: Şantaj ve terör. Zorla, baskıyla ve korkuyla yaratılan ve sunulan güdüler. Beraberinde eşinden, arkadaşından, ailesinden ve yurdundan kaçmayı ve uzaklaşmayı getiren bir olgu. Nerede ve nasıl biteceği belli olmayan bir sürecin kara bir deliğe dönüşme olasılığı gittikçe artan ve acı bir niteliğe bürünen sığınmacı ve mülteci olgusu insanlık onuru kadar eski bir tragedyayı sergilemektedir. Temsil edilen bu oyunda ne bu oyuna dahil edilenler ne de oyunun oynandığı sahne sanki bu dünyanın dışındaki bir yer izlenimi bırakmakta hafızalarda. Siyah ve beyaz renklerin çarpıştığı bir dünya. Dünya’nın öbür yüzünde meydana gelen kargaşa, çatışma ve savaşların yarattığı bir kaos düzeni. Belki de sonucun başlangıcı. İki dünya arasındaki sınır geçirgenlik kazanınca tek yönlü bir akışla yalnızca Ortaçağ görünümlü Yeni Çağ’a kaçışın serüveni. İki dünya arasındaki toplumsal, ekonomik ve sosyal alandaki farklılığın dünyanın geri bırakılmış ve soyutlanmış bu yüzünde yarattığı gerilimin artması. Sonunda, buradan oraya geçişlerin de başlaması kaçınılmaz hale geldi. Bu göç dalgası durmazsa ne olacak? Siyahın daima baskın olduğu, beyazın ise, yok olmaya mahkum bir renk olduğu bir kozmos. Dolayısıyla kurtulma ümidini yüreğinde taşıyan ve en saf haliyle “Umuda Doğru” koşan insan yığınlarının yarım bırakılmış hayat öyküleri. Yine de günlerini umuda ayarlamakta geri kalmayıp gözlerini doğan güneşe doğru çevirmekteler.
Serkan BAB
--------------------------------------------------------------------------------
Konu: Çöküş
Merhaba,
Yazınızı okudum.Anladığım kadarıyla yazınızda toplumsal çöküşümüzden yok yok, Dünyasal çöküşümüzden bahsetmişsiniz.Sadece adı yeni olan gerçek anlamda tamamen gericiliği ifade eden yeni çağda yitirdiğimiz umut dolu hayatlardan bahsetmişsiniz.Ama bence şuan için acı olan çöküşümüz değil bunun farkında olupta,biraz daha batmak için harcadığımız çırpınışlarımız...Herkes için dilerim ki,UMUT hiç bitmesin,umudun bittiği yer hayatın yitip gittiği yerdir.
Bağlantı »